1 Ocak 2017 Pazar

Başlıksız..

           Merhaba sevgili okurlar, kaç kişisiniz..düzenli takip eden var mı,? bilmiyorum..belki şöylece bir uğramış da olabilir çoğunuz..her birinize merhaba! Yeni bir yılın ilk akşamından merhaba!
    İsterdim ki mutlu bir gün ya da mutlu bir yazı başlangıcı yapalım ama ne yazık ki!
Ülke olarak, bir insan olarak her birimiz haberlere bakana kadar yeni yıldan güzel şeyler diledik..(Ölenlerimiz için Allah rahmet eylesin diyor ailelerine de sabır ve başsağlığı diliyorum..)
Akşam boyu yaptığım konuşmalarda hep bir umut vardı. Hatta şakası bile geçti var mı hala umudumuz? diye. Eh! ne demiş MFÖ 'Benim Hala Umudum Var'. Var(dı) mı demeliydim? Bakmayın böyle di'li geçmiş zamanla konuştuğuma..benim cidden hala umudum var. En kötü günde bile en karanlık günde bile umudum var..bir şeyler yapabiliriz.BİRLİKTE YAPABİLİRİZ.
    Yaşadığımız her acıda olgunlaşıp, insan olarak birbirimize tutunabilseydik eğer, bu kaos ortamı büyüyemez,beslenemez hatta yok olurdu. Birbirimizi o kadar çok ötekileştirdik ki gözümüz hiç bir şey görmez oldu. İnsan olmayı unuttuk. En büyük eksikliğimiz bu!
    Bizler gerçekten insan olmayı unuttuk. Herkes kendi hayat telaşına düştü, herkes kendi mutluluğunu,huzurunu düşünür oldu. Ben' bilirim, ben' yaparımlar türedi.. Gün geçtikçe o istediğim benim olmalı, onun bunundan var da benim neden yok, çalışmak istemiyorum uyumak istiyorum, tatil istiyorum, abi ya sabahın bu saatinde iş mi olur, okula mı gidilir.....................insan yeter diye bağırmak istiyor! ama bağıramıyor. Bunlar gün boyu yaptığımız ufak çaplı kimi zaman sinir krizi boyutundaki isyanlar..pekalaaaa hiç bunlar için şükrettik mi? Bugünümüze şükür deyip hala nefes alabiliyorum dedik mi? Kendimize bir amaç belirleyip peşinden koştuk mu? Tamam tamam haklısınıııız çoğu zaman hakkımız olan şeye ulaşamıyoruz iş buradan sonra değişiyor aslında..Ama sana başka bir şey anlatayım sevgili okur,aslında her şeyin çıkış noktası..
    Seni yıllar öncesini düşünmeye çağırmıyorum ama düşünmeni istiyorum. En son ne zaman bir insanın yüzünü sebepsiz yere güldürdün hatırlıyor musun? Öyle şapşallıkla değil gerçekten bile isteye..en son ne zaman birine hediye aldın,seni seviyorum dedin..ya da bugün çok güzel olmuşsun dedin..peki bir çocuğun gördüğü ve üzüldüğü soğukta üşüyen kediyi,köpeği gördün mü?pekii sokakta gördüğün bir insana gülümseyip iyi günler dedin mi ya da kolay gelsin..demedin! Demedik! Bize okullarda ne öğretildi?
Hadi onu da bırakın bizim And'ımızda ne yazıyor? Hani hep söylediğimiz..yıllar boyu tekrarladığımız;

Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!

    Aslında tam olarak özetliyor ne demek istediğimi..senin ülkün yükselmek,çalışmak,hep kendini bir adım ileriye götürmek! A'nın B'nin elindekiyle,yaptığıyla ilgilenip günden güne hırslanmak, diş bilemek değil. İhtiyacımız olan tek şey durup nefes alıp ben bu toplum için ben kendim için nasıl faydalı bir iş yapabilirim diye sormak..ve sonra harekete geçmek..sonra sevmek koşulsuz sevmek..nefes alan almayan her şeyi sevmek..sen hiç bir kuşu sevdin mi? bir kaleme çok değer verdin mi? Onu kaybedince günlerce üzüldün mü? Sen bir insanı koşulsuz sevdin mi,ondan hiç bir şey beklemeden koşulsuz tam anlamıyla koşulsuz!
    Sevdik mi sevdik tamam e sonra ne yapacağız..işte bundan sonrası senin doğanda olan şeyler zaten..sana öğretilenler..iyi bir insan olmak, kendi özgürlüğünü, mutluluğunu düşünürken çemberin içinde olduğunu bilmek ve senden başka insanların da olduğunu ve saygı duyman gerektiğini bilerek çemberin içinde durmak! Hem kendi etrafında hem de güneş etrafında dönen dünya misali,kimseye zarar vermeden işini yapmak..Sen şu'sun ben bu'yum demeden birbirine saygı duyarak konuşabilmek, iletişim kurabilmek. Farklı yorumlara sen böyle düşünebilirsin saygı duyarım ancak bu da benim görüşüm diyebilmek ve saygı..aynı kapıya geldik yine bakın..Anahtar iki kelime saygı ve sevgi..gerisi zaten olacak şeyler.. Yine lafı fazla uzattım galiba. Demem o ki sevgili okur sev! Kendini sev sonra senden başka bir şeyi sev..ve saygı duy..hem kendine hem de senden başka birine..Gülümse! Sana deliymişsin gibi bakanlar olacaktır ama gülümsemek bulaşıcıdır. 
Gel seninle bir şey başlatalım: Her sabah gülümseyerek başlayalım günümüze ve yolumuza çıkan ilk kişiye günaydın diyerek gülümseyelim..okulumuza,iş yerimize gülümseyerek girelim. Yılma sevgili okur! Bir gün bir bakmışsın senden başkada gülümseyen yüzler var etrafında! Gel insan olduğumuzu hatırlatalım! Birbirimize sarılmamız gerektiğini hatırlatalım! Ne dersin? Gülmek için yaratılmış gözlerden yaşları silelim mi?




KıvırcıkNotu: Size iki şarkı bırakıyorum. Dilerseniz ikisini de dinleyin dilerseniz sadece bir tanesini..Seçim de sizin hadi bakalım!



KıvırcıkNotu2: Siyasi amaçlı bir yazı değildir.

30 Aralık 2016 Cuma

Son Durak (Mutlu Yıllar!)

    Havaalanları,terminaller.. Kısaca gideni ve geleni ağırlayan her türlü duyguya şahitlik eden kimi zaman kutsal kimi zaman berbat yerler.. Bu kadar keskin köşelerle belirtmeli miyim? Evet! Çünkü eğer gittiğiniz terminalde sizi bekleyen varsa o terminal gözünüze bakımsız, çirkin, boş bir yer gibi gözükmez. Ama bir bekleyeniniz yoksa tek başınıza bir bulut misali oradan oraya savruluyorsanız en güzel en lüks terminale de yolunuz düşse sadece orayı bir durak olarak görürsünüz. Varacağınız yere bir an önce ulaşmak istersiniz..kendi limanınıza ulaşmak.
Bir liman bulmak zordur. Bulduğunda ise kaybetmek istemez her türlü fırtınaya, dalgaya karşı sapasağlam dursun istersin. İstersin ki yıkılmasın istersin ki dimdik ayakta dursun. Gelgeç fırtınalar..sadece şöyle bir yoklar sağlamlığını. Önlem aldırır, temkini öğretir. Güçlendirir.

    Kurduğunuz liman yuva olur, aile olur, çocuk olur, ocak olur, aş olur, aşk olur. Büyütmek, yüceltmek, korumak sizin elinizde.
Kurduğunuz limana sahip çıkın. Güçlendirin. Sevgiyle bakın,sevgiyle gözetin.
Son durağınız olsun bulunduğunuz liman.
Yeni yılınız son durağınızı getirsin size.
Artık durup nefes alabildiğiniz bir yıl olsun. Koşturmadan, emin ve sakin adımlarla atılan bir yolunuz, yılınız olsun. 
Sevdiklerinizin eli elinizde,gözleri gözlerinizde,
bir nefes uzaklığınızda,bir kol mesafenizde size pırıl pırıl bakan gözler gülümseyen yüzler olsun.
Yeni bir yılın getireceği en güzel şey mutluluk,sağlık,başarı,neşe ve en önemlisi barış' derler ya hep bunlar da olsun tabi ama yeni yıl bize unutulan insanlığı, vicdanı, anlayışı, hoşgörüyü, saygıyı..bırakın her şeyi sevgiyi getirsin..en çok kendini ve hayvanları seven insanlara ihtiyacımız var.. bir insan önce kendini sevip saygı duymalı ardından da kendinden başka bir canlıyı sevebilmeli..gerisi zaten olur..,
İyi yıllar sevgili okurlar..gülen suratların olduğu, şarkıların söylendiği bir yıl olsun!
Dilek dilemeyi ve tam 12'de sevdiğinize sarılmayı unutmayın! 



Kıvırcık notu: Yazı bir havaalanında insanları izlerken yazılıp yarım kalmıştı..taa ki yeni bir yıla son bir gün kala hem ülke hem de dünyada bulunan insanların nefes almaya ihtiyaçlarının olduğunu hissedene kadar da hatırlanmamıştı. Nefes alın! Korkmadan ve huzurla! Sevdiklerinize sıkı sıkı sarılın ve sık sık sevdiğinizi söyleyin. Susuyoruuuumm..iyi yıllar. gülücük,gülücük,gülücük,gülücük.

17 Kasım 2016 Perşembe

Hatay, şanlı bayrağımız altında!

         Altı üstü Hatay'mış! Altı üstü Hatay'a gidiyorlarmış. Kadının sesi yankılandı havaalanının o bilindik uğultusunda. Yolcular yavaş yavaş içeceklerini yudumlarken kendini bilmez bir kadının ağzından döküldü bu kelimeler. O an elimdeki her şeyi bırakıp küçük not defterimi çıkardım ve kadından hıncımı almak istercesine yazmaya başladım. Çantamda not defteri ve kalem taşımak benim için artık olağan bir şey,elim kalem tutmaya başladığı günden beri. Neyse sözü uzatmadan konumuza dönelim.

  Cumhuriyet kurulduktan sonra Mustafa Kemal Paşa'nın uğraştığı ve sonuca bağlamak istediği bir olay vardı. Hatırlayanlarınız vardır illaki okul yıllarından! Hatay'ın yeni kurulan Türkiye Cumhuriyet'i topraklarına katılması! Gazi bunu o kadar çok istiyordu ki! Hasta yatağında bile kendi canıyla uğraşmak yerine bunu dert edinmişti kendine.
 
  Misak-ı Milli'nin sınırları çizilirken Güney'de Hatay,Halep ve Musul'un bizde kalmasını istemiştir. Bunu 1905 yılında söylüyor,1905! Nitekim 19 Mayıs 1919'da Milli Mücadeleyi 'Ya İstiklal Ya Ölüm' diyerek başlatan Gazi Mustafa Kemal Lozan'a kadar ne Hatay'ın ne Halep'in ne de Musul'un peşini bıraktı. Mustafa Kemal Cumhuriyet'in kurulmasıyla beraber Hatay sorunu ciddi bir biçimde ele aldı. Paşa'nın 'Kırk asırlık Türk yurdu düşman eline kalamaz!' ifadesiyle yeni bir mücadele başlayacağı anlaşıldı. Artık Hatay onun yüreğinde bir kordu. Ancak yeni, genç bir dinamik olan Cumhuriyet'in ilk yıllarında biraz kendine gelmesini bekledi. Ancak Hatay'ı hiç unutmadı.
 1936 Büyük Millet Meclisi açılış nutuklarında İskenderun-Antakya çevresi hakkında konuşmalar yaptı. Fransa ile aramızdaki tek ve en büyük meselenin bu olduğunu belirtti. Bu sıralarda Fransa'da Lean Blum Hükümeti,Suriye'ye istiklal vadediyordu. Bu gerçekleşirse ne olacaktı? Geleceği çok iyi gören Atatürk, Fransız büyükelçisi ile yaptığı sohbetle derdinin toprak büyütmek olmadığını antlaşmaya dayanan hakkımızı istediğini söyledi. Ve halkına bir söz verdiğini bu sözü tutması gerektiğini dile getirdi. Eğer halkına verdiği sözü tutamazsa bir dakika daha yaşayamayacağını ve onların huzuruna çıkamayacağını da ekledi.
  Hatay iç ve dış politikalarda önemli bir yer teşkil ediyordu. Atatürk için ise her şeyden önden geliyordu. Şakaya gelmeyeceğini kibar bir dille iletti. Bir ara bu sorun Milletler Cemiyet'ine kadar gitti. Ancak bildiğiniz gibi Atatürk bu sıralarda çok hastaydı ve hastalığı günden güne artmaktaydı. O her şeye rağmen Hatay meselesini halletmeye kararlıydı. Azimliydi!


  Atatürk'ün Hatay'ı silah zoruyla alabileceğini Fransızlar çok iyi anlamışlardı. Bunu dikkate alarak bir askeri anlaşma yapmayı istediler. Anlaşma yapıldı. Atatürk'e göre savaş hayati olmadıkça yapılmamalıydı. Bu anlaşmayla Hatay'da askeri bir seçim yapıldı.
13 Ağustos'ta seçimler yapıldı ve Meclis'i Türkler kazandı. Bağımsız Hatay Cumhuriyet'i 12 Eylül 1938'de kuruldu. Bu Cumhuriyet de 30 Haziran 1939'da Türkiye'ye katılma kararını aldı. Artık Türkiye Cumhuriyet'i topraklarının bölünmez ve vazgeçilmez bir parçası haline geldi.

En başında gördüğümüz gibi Hatay Atatürk'ün siyasi ve askeri dehasının güçlü eseridir. Onun yenilmezliğinin gerçek belgesidir. Şimdi bizler onun bize seslendiği 'Ey Türk Genci!' dediği gençleriz. Altı üstü bir Hatay demeye hakkımız var mı? Toğrağımızın küçük bir kum tanesine,çakıl taşına dahi küsmeye hakkımız var mı? Yıllar önce Ata'larımızın binbir zorluklarla kazandığı,kurduğu bu ülkeyi hiçe sayma lüksümüz var mı? Yok arkadaşlar! Yıllar önce kazanılan bu ülkenin tek bir parçasını bile küçümsemeye,yok saymaya hakkımız yoktur! Vatan namustur! Bayrak namustur! Bu ülke bizim, başka ülkemiz yok!








Kaynakça:
http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-05/ataturk-ve-hatay  (Bekir TÜNAY)
http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-34/ataturkun-hatay-politikasi-i-1936-1938 (Yrd. Doç. Dr. Yusuf SARINAY)

13 Aralık 2015 Pazar

Bolca 'ŞANS'



"Dört yapraklı yonca bulmak şans getirir, çünkü sıradan insanların karşısına sadece üç yapraklı yoncalar çıkar, sadece şanslılar dört yapraklıları bulabilir." 

gibi bir inanışa sahiptir çoğu insan. Bunlardan birisi de ben'im. :))) Hala dört yapraklı yonca ararım her gördüğüm yerde.

Biz insanlar eşyalara,bitkilere kısaca anlam yükleyebileceğimiz her şeye küçük-büyük anlamlar yüklemeye bayılırız. Uğurlu kalem,şans bilekliği(alınan ip bilekliklerden bahsetmiyorum), takılar, kıyafetler.. :)

 Bir diğer inanış ise;

"Dört yapraklı yoncanın her yaprağının bir anlamı vardır: İnanç, Umut, Aşk, Şans."

Bu iki inanışa bakılırsa aslında biz insanlar geçmişten bugüne kadar hep bir şeyleri dilemiş,düşlemişiz..bitti mi peki?Hayır,bitmek bilmeyen bir umutla,heyecanla bir şeyler istemeye,dilemeye devam ediyoruz.Asırlardır inanılan bu efsanelere belki bir yenisi eklenecek belki hiç bir şey eklenmeden olduğu gibi inanılmaya devam edecek. Çünkü biz insanlar istediğimiz şeyleri hatta çoğunu şansımız yaver gittiği ölçüde elde edeceğimizi düşünürüz. İşte bu yüzden de her birimiz evrendeki şans kırıntılarını toplamak isteriz.İyi-kötü ne varsa şans sayesinde olduğunu düşünürüz ancak dört yapraklı yonca çoğu inanışta hatta bütün kültürlerde iyi inanışın sembolü olarak kabul edilir.
Örneğin;

''Hristiyanlık inanışında Havva'nın cennet bahçesinde elinde dört yapraklı yonca ile dolaştığı kabul edilir. Yoncaya çok daha eski kültürlerin batıl inançlarında da rastlanıyor. İrlanda efsanelerinden ve Sezar zamanından kalma yazılardan bu inanışın kökeninin İngiltere'ye, Galler'de yaşayan Keltler'e kadar uzandığı anlaşılıyor.''

Bu inanış günümüzde hala devam etmektedir. Bitki bilimle uğraşan insanlar sadece dört yapraklı yonca tohumları üretmeyi başarsalar da bu efsaneye inanılmaya devam edilir. İnsanlar hala ormanda,bahçede buldukları her yonca topluluğunun içinde dört yapraklı yoncaları aramaya devam etmektedirler. Onlara uğur getireceğine inanırlar çünkü.

Yeni yıla çoook az kalan şu günlerde yeni yılın size dört yapraklı yoncanızı getirmesini diliyorum. Aşk,umut,inanç ve en önemlisi de şans getirsin.
Yeni yılınızın dört yapraklı yonca kıvamında geçmesi dileğiyle.. :)


2 Şubat 2015 Pazartesi

Dikkat!Gereksiz asabiyet içerir!

Şu an bu yazıyı neden yazıyorum bilmiyorum.Sadece yazmak istiyorum.Beynimde kelimeler adeta anlamsız bir dans içindeler.Normal bir gün olmasına rağmen hatta evde olduğum için mutlu olmam böyle gülücükler saçmam gerekirken tam tersi bugün kendimi ve tüm ailemi hayattan soğuttum desem yeridir. Adeta 75 yaşındaki emekli huysuz amcaların kafasındayım..hani şu bahçesine topunuzu kaçırdığınız ama o topu sağlam bir şekilde geri alamadığınız amcalar var ya işte tam onlardanım. Huysuz huysuz etrafa bakıp yorum yapmakta sınır tanımadım desem yeridir. Televizyonda normalde ay ne şekerler aman aman tepkisi vereceğime bu gençlik nereye gidiyor yahu ile başlayan yorumlar böyle televizyon programı mı olurmuş?Bak bak edepsize anneye öyle cevap mı verilir!? Ay seni de güzel diye televizyona çıkarmışlar bir de? gibi adeta televizyona gereksiz yere sinirlenmeye kadar gitti. Öyle ki bir ara televizyonla kavga eder oldum farkına vardığımda televizyonun kumandasını sakince bırakıp bir müzik kanalı açtım ve ses sistemini sonuna kadar açtım..her daralan ev hanımının(!) yaptığı gibi evi süpürüp silmeye, ulaşılması imkansız gibi görünen yerleri sirkteki akrobatları kıskandıracak derece hareketlerle birlikte kapı pervazlarına kadar her yeri sildim.. Tabi bunlar da yetmedi tam bir şeyler pişireyim en iyisi derken babamın sesiyle kendime geldim,meğerse o arada elektrikli süpürgenin kablosuyla tartışıyormuşum..farkında da değilim ki sinirlendiğimin yine. İşten eve gelen sevimli ailem tüm kapı tıklatma(!),zil çalma işleminden sonra evdeki yüksek ses müziğin ancak ve ancak benim işim olduğunu anlayıp ve bu mükemmel ses ortamında duymayacağımı bildiklerinden kapıyı kendi anahtarlarıyla açmışlar,içeriye girmişler.Eve bir başkası girse evde ne var ne yok alt üst etse ruhum duymayacak arkadaş.Sonrası aslında normale dönme faslıydı pek bir sıkıntı yoktu.Bol kahkahalı bir yemek seansımızdan sonra niyeyse canım sıcak süt istedi oysa sıcak sütten nefret ederim hele ki o dile gelen kaymakımsı şey yok mu işte o beni hayattan soğutur..neyse o süt de taştı mı.Hayır zaten sevmem neden böyle garip işlere kalkışıyorsam.Bir sürü söylenmeyle orayı da sildim ve annemlerin ne kadar huysuz olduğumla ilgili yorumlarına gülümseyerek cevap verip kendimi odama zor attım.Tabi bu arada telefonumla da ciddi sorunlarım varki o noktaya değinmek bile istemiyorum yine sinirlerim tavan yapacak yoksa. Anlayacağınız sevgili blogseverler günün bir an önce bitmesi ve bendeki bu huysuzluk reaksiyonunun bir an önce bitmesi herkes için en hayırlısı olacak gibi gözüküyor! Haydi iyi akşamlar!

Not:Hava ise bir haftadır yağmurlu,gök gürültülü,rüzgarlı,kapalı işte aklınıza cins bir Milas havası getirin işte tam o kıvamda. Kısaca Ege'nin belirsiz hava durumu işte.Buna ruh hali dayanmıyor arkadaş oysaki arada bir güneş görünse şöyle bir göz kırpsa çıkıp iki hava alsak kendimize gelmez miyiz?geliriz tabi.

7 Aralık 2014 Pazar

Nefes ver Umuda!

Karanlıklar nasıl aydınlığa kavuşuyorsa 
Gece her gün tekrar güneşe kavuşuyorsa 
Kışın solan çiçek yazın tekrar açıyorsa 
Öldü sanılan bir ağaç bir sonraki bahara yemyeşil oluyorsa
Neyin imkansızlığı bu?
Bu umutsuzluk neden?
Kaldır kafanı!
Bak gökyüzüne masmavi,
Yemyeşil çimenler üzerinde
Yüzlerce papatyalar,laleler,gelincikler
Uçuşan karahindibalar..
Uğur böcekleri,kelebekler,
En çalışkanlarından arılar,

Parkta çınlayan çocuk sesleri,
Neşeyle sohbet eden anneler..
Farkına var yaşadığın anın
Biraz gülümse geleceğine,
Sen şekillendir yaşamını,
İzin verme!
Elinden yitip gitmesine.
Gelecek güzel günler adına
Nefes ver umuduna!


30 Kasım 2014 Pazar

Ustamız William Shakespeare!

Yaklaşık bir buçuk aydır uğraştığımız ödev! Kimdir William Shakespeare?
Eğer aranızda İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyan ve Shakespeare hakkında araştırma yapmak isteyen var ise bizler gibi uğraşmasın diye sizlerle ödevimi paylaşıyorum :))
Umarım bir yararı dokunur,cümleler düşük olabilir ancak hepsi ingilizce metinde düzeltildi. :)

                            Ben Johnson ‘Bir zamana ait değil tüm zamanlara ait’ demiştir Shakespeare için.
Peki  nasıl oldu da küçük bir kasabada doğan bir adam böylesine üne kavuştu?400 yılı aşkın süredir sorulan binlerce soru var.Onun hakkında bildiklerimiz ise oldukça kısıtlı.William Shakespeare Stratford-upon-Avon’da doğan bir adamdı bir zamanlar.Günümüzde ise o bir “edebiyat ustası” dır. İngilizcenin en büyük yazarı ve dünyanın en seçkin drama yazarıdır. Sadece yazar değil aynı zamanda şair ve oyuncudur. Günümüze kadar 38 oyunu ve 154 sonesi ulaştı. Bilinen eserlerinin çoğunu 1589-1613 yılları arasında yazdı. İlk oyunları her ne kadar komedi ve tarihi olsa da sonraları trajediye yöneldi.İngiltere’de “ulusal şair” ve “Avon’un Ozan’ı” olarak anılır.Peki Shakespeare’ın ünü nereden geliyor?Bu başarıya nasıl ulaştı?Shakespeare’ı Shakespeare yapan nedir?
William Shakespeare…Genç yaşta büyük bir üne kavuşan bu adamın ciddi bir eğitim hayatı yoktur.Belirli bir eğitim hayatı olmuştur ancak üniversiteye gitmemiştir.Eğitim hayatı olmamasına rağmen çağındaki şairlerden kat be kat üstündür.Shakespeare’dan etkilenmemiş tek bir kitle yoktur.Onun bir cümlesini,onun bir eserini kullanmamış,ondan etkilenmemiş tek bir  sanatçı bile yoktur.Hatta siyasetçileri bile derinden etkilemiştir.Her birine ilham ve yeni fikirler vermiştir.Sanatçılar onun eserlerinden faydalanmışlardır ve böylelikle yeni eserler ortaya çıkmıştır.Ciddi bir eğitim almamasına rağmen William Shakespeare günümüze kadar ulaşan bir üne sahiptir.Hala hakkında binlerce makale yazılmakta ve her geçen gün yeni bir efsane ortaya atılmaktadır.
Shakespeare’in yaşadığı dönemi ele alırsak o dönemde Avrupa’da Rönesans hakimdi.Bu tarihlerde klasik çağ kültürüne ilgi artmıştı.Ovidius,Homeros,Seneca,Plutarkhos gibi Yunan ve Latin yazarların eserleri İngilizceye çevirildi.Shakespeare eserlerini bu yazarların işledikleri konulardan esinlenerek yazmıştır.Ancak Shakespeare her ne kadar diğer yazarlardan etkilense de yazdıkları aslında bir harmanın sonucudur.Shakespeare tarladaki her fidandan kopardığı sebzeler ile muhteşem ve bilinmedik bir yemek çıkarmıştır karşımıza diye tanımlayabiliriz.Bu bağlamda Shakespeare’ın başarısı seçtiği konulardan da kaynaklanmaktadır.Konu bakımından evrensel konulardan yararlanmıştır Shakespeare.Basit kıskançlıklar,tutkunun getirdiği mantıksızlık,kararsızlık gibi konular tüm oyunlarında ustaca işlenmiştir.Shakespeare yaşamı ele almıştır.Günlük konuları öylesine ustaca işlemiştir ki okuduğumuz veya izlediğimiz oyununa bir veya birden çok örnek bulabiliriz.Yani Shakespeare bir anlamda yaşamı şiirselleştirmiştir.Sadece Hamlet’te üzüntü teması işlemiştir.Geri kalan tüm oyunlarında değişik temalara rastlayabiliriz.
Avrupa’da Rönesans hakim iken İngiltere’de ise sanatta Elizabeth çağı denen yıllar yaşanmaktaydı.Kraliçe Elizabeth sanata ve sanatçıya çok değer veriyordu.Bu sayede o yıllarda sanatın her alanında bir gelişme olmuştur.Verilen eserlerin kalitesi yükselmiştir ve sanatçı sayısında ciddi bir artış yaşanmıştır.İngiliz tiyatrosunda ise o dönemde bir isim vardır ki tiyatroya çağ atlatmıştır;William Shakespeare.Ülkesindeki kültür birikimiyle kalmamış,antik kültürden,eski halk bilimlerinden,Fransız ve İtalyan edebiyatından,İngiltere’nin tarihi geçmişinden ve hümanist düşüncelerden de yararlanmıştır.Eserlerinden de anladığımız gibi Shakespeare çok yönlü bir yazardır.Oyunlarında önemli ve doğaüstü tarihsel olayları ve kişileri konu almıştır.Bu yönüyle tarihe de ışık tutmuştur.Shakespeare oyunlarında komedi ve trajediyi bir arada kullanmıştır ve bu yüzden oldukça eleştirilmiştir.Ancak Shakespeare eleştirilmesine rağmen bu iki türü de ustalıkla kullanmıştır.Her ne kadar eleştirenler olsa da Shakespeare oyunları büyüleyici ve zengin dilinden dolayı “şiirsel dramalar” diye de nitelendirilmiştir.Onun eşsiz güzellikte bir şiirsel anlatımla yazdığı eserleri okutmak ve okumak bile başlı başına bir kültürel eğitimdir.William Shakespeare hala günümüzde okullarda ders olarak okutulmaktadır.
Shakespeare’ın  sonelerinin bir bölümü soylu bir genci över, bir bölümü de bir kadına duyduğu sevgiyi dile getirir.  Son derece duyarlı ve zengin bir dille kaleme alınmış şiirlerdir. Sonelerinin ana teması aşktır. Ancak Şair Shakespeare dediğimiz zaman aklımıza tüm oyunları gelir. Bunun nedeni de oyunlarının hem biçim hem de öz açısından şiir oluşudur. Shakespeare’ın yazdığı oyunların en büyük özelliği dilidir. Oyunlarında kullandığı bu şiirsellik Shakespeare’ı diğer şairlerden ayıran en önemli özelliktir. Her ne kadar ağır, süslü bir dil kullansa da Shakespeare sadece halkın üst sınıfına değil halkın tüm kesimine hitap eder. Eğitim bilgisi en alt seviyedeki insandan en üst seviyedeki insan Shakespeare oyunlarında kendilerinden bir şey bulur. Shakespeare güldürürken düşündüren bir yazardır. Onun dehası olaylardaki dramatik noktaları ortaya çıkarmasından ve söz sanatlarındaki ustalığından da anlaşılıyor. Örneğin; yapılan bir araştırmaya göre Shakespeare İngilizceye birçok yeni kelime kazandırmıştır. İlk toplu basım olan ‘First Folio’  800.000 kelime içermektedir. Bu kelimelerin 1700 tanesini Shakespeare ortaya çıkarmıştır. William Shakespeare oyunlarında değişik benzetmeler kullanmıştır. Ona göre insan bir çiğ tanesi veya bir toz parçası, dünya tohuma kaçmış bir bahçe ve sevgi ise ilkbaharda erken açan bir menekşe, ömrü kısa çiçek, esip geçen bir kokudur. Buradan da anlayacağımız gibi o kelimelerin ustasıdır. En basit bir konu bile onun kaleminde büyüleyici bir hal alır. Shakespeare, tarih boyunca en çok okunmuş yazar olma özelliğini hiç kaybetmedi. Bu yüzdendir ki Shakespeare eserleri 100’ü aşkın dile çevrilmiştir. Oyunları günümüzde birçok sinema filmine uyarlanmıştır.
Çoğu kişi Shakespeare’ın ününün yazdığı karakterlerden geldiğini savunur. Kim bilir belki de öyledir. Oyunlarında kullandığı karakterler toplumun her kesimindeki insanlarıdır. Kral, soytarı, tüccar, köylüler vs. Karakterleri genelde iyi ya da kötü olarak ortaya çıkar. Yani kötüler tam kötü, iyiler ise tam iyidir. Bazı insanlara göre Shakespeare’ın zekasını en çok Hamlet, Othello, King Lear ve Machbeth gibi karakterlerde belirgindir. Akılsızca davranışlarının sonuçlarına katlanmak zorunda olan, güçlü ve karmaşık karakterler trajedilerin en belirgin özellikleridir. Bu karakterler Shakespeare’ın yarattığı en güzel karakterlerdendir. Shakespeare’ın yarattığı karakterler onun kendi benliğinden uzak, yaşam felsefesi, düşünceleri ve duygularıyla hiçbir ilişkisi olmayan kendilerine özgü benlikleri, düşünceleri ve duyguları olan karakterlerdir. Ve onlar konuşurken Shakespeare susar. Karakterler Shakespeare’ın sözcüsü değildir. Shakespeare karakterlerini tamamen günlük yaşamdan almıştır. Yani günümüzde de bir Hamlet, bir Machbeth veya bir Desdemona ile karşılaşabiliriz.
Shakespeare’in oyuncular topluluğu tarafından 1599 yılında Globe tiyatrosu inşa edilmiştir. Shakespeare’ın oyunları genellikle Globe tiyatrosunda oynanmıştır. Bu sayede tiyatro büyük bir üne kavuşmuştur. Globe tiyatrosunun dış cephesinde Latince “TO TUS MUNDUS AGIT HISTERIONEM” yazar. Yani “Tüm dünya bir sahnedir”. Bu deyiş Shakespeare’ın As You Like It adlı oyunundan alınmıştır. Buradan da anlayacağımız gibi Shakespeare için sahne demek sadece kapalı bir alandan ibaret değildi.
Shakespeare’ın kendine özgü özelliklerinden biri de karakterlerinin kendi kendine konuşmasıdır. Bu sayede oyunun temposu değişir. Kendi kendine konuşma sanatında oyun karakterlerin yorumu üzerine kurulmuştur. Örneğin; Hamlet’in “To be or not to be!” sözü uluslar arası ses getirmiştir.

Maddenin nasıl katı, sıvı, gaz, plazma gibi halleri varsa insanın ruhsal dünyasının da sevgi, aşk, nefret, kin, hüzün, cesaret, korku, kıskançlık, intikam, merhamet gibi çeşitli halleri vardır. Shakespeare’ın hala okunur olmasının da ise insanların bu durumlarıyla ilgisi vardır. Shakespeare aradan geçen 400 yılı aşkın süreye rağmen güncel bir gerçek gibi okunmaktadır. Bunun sırrı da tarih boyunca şekillenen insan hallerini evrensel bir biçimde yansıtmasından gelir. Shakespeare’ın eserlerinde hem çağının insanlık durumlarını hem de sonraki yüzyılın insanlarıyla her seferinde bir bağlantı kurabilen evrensel insan soyutlamalarının izleri bulunur. Romeo ve Juliet’te; aşk, Othello’da; kıskançlık, Sezar’da; iktidar çatışması, Machbet’te; insanın hırsı için göze aldıkları ve bunun sonucunda oluşan pişmanlık, Kral Lear’da; vefasızlık, doyumsuzluk, Hamlet’te; iktidar kavgası, intikam arzusu, Hırçın Kız’da; kadın-erkek ilişkilerini, Yanlışlıklar Komedyası’nda; insanın komikliklerini bulabiliriz. Shakespeare zekasını yazdığı oyunlarla kanıtlamıştır. İnsanın her türlü ruh halini söze dökebildiği içinde,400 yıldır bu büyüsü sürüyor. Peter Brook adında bir tiyatro yönetmeni onun her satırının bir atom değerinde olduğunu ve içini açtığımızda açığa çıkacak olan enerjinin sonsuz olduğunu söyler. Kısaca özetlemek gerekirse Shakespeare için “YAŞAMIN AYNASIDIR” demiştir Dr.Johnson.