24 Ekim 2014 Cuma

Eski ama eskimeyen dostlar..

Eski bir dosta rastlamak,sohbet etmek bir anda geçmişe o mutlu gülümseyen günlere geri dönmek demek.
Sizin için özel,sevilesi böyle alıp içine koyup orada sadece bana ait olsun dediğimiz insanlar var ya işte onlar hep bizimle olsun hep hep hep.

Geçtiğimiz haftalarda yıllarıma ortak olan,dertlerimi azaltan,sevinçlerimi çoğaltan arkadaşlarımla görüştüm. Bir anda ilk tanıştığımız o ana gittim o minicik en masum yaşlarımıza. Saçlarımızın iki yandan toplandığı uçlarına beyaz,kırmızı,pembe fiyonklar taktığımız..Kolalı beyaz yaka masmavi önlüklerimizi giyip adeta yürüyen maviliklere döndüğümüz okul bahçesinin gökyüzü gibi göründüğü o yıllara. Kendimizden büyük çantalarımız,boyunlarımızdaki suluklarımız bir kolumuzda takılı olan beslenme çantamız..Beslenme çantasının içi bir kişilik değil tüm yakın arkadaşlar için birbirinden lezzetli yiyeceklerle dolu olurdu. En uzun tenefüse gelindiğinde ise okulun merdivenlerinin yanındaki açıklığa oturulur herkes çantasındakileri birbir çıkarır afiyetle yenirdi. 
En son çantalar toplanır bu seferde yedikleri eritmek istercesine okulun bahçesinde bir o yana bir bu yana koşuştururduk. Aklımızda sadece eğlenmek,gülmek birbirimizle bir şeyler yapma düşüncesi vardı ah bir de bir sürü abur cubur yemek. 

Neyse o buluşmadan sonra şöyle ilkokul yıllarımızdaki fotoğraflarımıza baktım da o zamanın minicik çocukları şimdi birer kocaman birey oldu. Gülümseyen yüzler,biraz şaşkın bakan gözler..Bunun üzerine ertesi gün ilkokul öğretmenimin beni araması üzerine benim eskiye özlemim daha da arttı desem yeridir. Belki de en mutlu zamanlarımızdı o zamanlar,kıymetini bildik ama elimizde tutamadık. 
Normal şartlarda bu yazı sadece görünürde küçük ama aslında büyük olan buluşmayı anlatacakken birden eski ama eskimeyen dostlara özlemle dolu bir yazı oldu. 

Eskimeyen,renkli,en canlı dostluklarınızın hep yanıbaşınızda kalması, başınızı her çevirdiğinizde size ışıldayan gözler ve kocaman bir gülümsemeyle bakan gözleri görmeniz dileklerimle,iyi günler :)

5 Ekim 2014 Pazar

BAVULLARI HİÇ SEVMİYORUM EFENDİM!




''Bavulları hiç sevmiyorum efendim. Çok hüzünlü şeyler. Hep geri dönüp gitmeyi hatırlatırlar.''

Diyor Peruzat Hanım Dedemin İnsanları filminde..Çağan Irmak Kasım 2011 yapımı bir sinema filmi..Eğer hala aranızda izlemeyen kalmışsa şiddetle tavsiye ederim. Ege’nin minik bir kasabasında yaşayan göçmen ailenin sımsıcak,kalbimize işleyen herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir film.

Eskiden bavullar sadece tatil için çıkardı bizim evde ortaya. Genelde yaz başında bir kere hazırlanır,yaz sonunda da boşaltılırdı..Yine de en derinimde ufak bir hüzün-sevinç karışımı bir duygu oluşurdu.Gidene kadardı hüzünler de zaten.Hem kavuşmak için çıkılan yolculuklar güzeldir,heyecan ve sevinç hakimdir tüm benliğe..Benimki de öyle bir şeydi.Sonra bavullar benim için sevdiklerimin geldiğini de müjdelerdi..Teyzemler İstanbul’dan,amcamlar İngiltere’den gelirdi her yaz ellerinde koca koca bavullarla..Gelişlerini nasıl hevesle beklersem gidişlerini de bir o kadar görmek istemezdim..çoğu zaman ben uykudayken gitmiş olurlardı zaten..Üstünden seneler geçti ve ben hala aynı şeyleri hissediyorum.Hoş teyzemler artık burada ancak bu sefer de ben bir heves bavul hazırlayıp uzak diyarlara gidiyorum.

Her bavul hazırlayışımda biraz buruk biraz heyecanlı olurum. Gideceğim yerde beni bekleyen güzel anları,dostları,güzel ve yeni şeyleri görmeyi düşündükçe mutlu, arkamda hep yanımda olan/olacak olan dört kişilik çekirdek ailemin birey sayısının ben gidince üçe düşeceğini,doğup-büyüdüğüm,yıllarımın geçtiği her sokağını ezbere bildiğim şehri,eski ama eskimeyen dostlarımı geride bıraktığımı düşündükçe yüreğim burkulur..

Keşke hiç gitmeler olmasa değil mi? Her güne bir bavul hazırlar gibi heyecanla başlasak ama hiç gitmesek. Keşke sevdiklerimiz hep yanıbaşımızda olsa..bir kol mesafesinde, bir nefes uzağımızda olsalar da en ihtiyacımız olduğunda kalplerine,gözlerine,sevgilerine sığınabilsek..Otobüsler,uçaklar ve bavullar girmeseydi hayatımıza daha mutlu olur muyduk acaba?

Aslında bavullar konusunda kendimle çelişiyorum.Onların da suçu yok..Geri gelmek varsa bavullar güzel ancak geri dönüş yoksa ne bavullar güzel ne de hiç gelmemişcesine bir daha hiç dönmeyecek olanlar..

Kıvırcığın mor dünyası!

Aslında hepimizin kendi içinde yaşadığı bir başka dünya yok mudur? Herkes içinden öyle ya da böyle en az bir kere yaşadığı dünyayı kendi isteklerine göre değiştirmiştir.İşte benim mor dünyam da böyle bir şey. Neden mor olduğunu yazının en sonunda açıklayacağım :)

Evet! Bir mor dünya var ancak bu dünyada geri gelmemek üzere gidenler,en sevilenler,istenen her şey mevcut.. Para yerine sevginin hakim olduğu,insanların gökyüzünün mavisine,güneşin parlaklığına,kuşun ötüşüne aşık olduğu,otlaklarında mor ineklerin otladığı bir dünya burası..Özgürce çimenlerine basılabildiği,gecenin bir yarısı sahilde hiç bir korku yaşamadan dalga seslerinin dinlenebildiği,geceleri milyonlarca yıldızla süslenmiş gökyüzünün olduğu,çocukların istedikleri kadar çikolataya sahip olduğu ama hastalığın olmadığı,herkesin gülümsediği bir dünya burası..yani aslında tam da olmasını istediğim yer..kısaca herkesin hayatını bir amaç uğruna yaşayıp da mutsuz olmadığı aksine yaşamanın zevkine vardığı bir dünya benimki..

Aslında belki de çok özel bir anlamı yok çoğu insan için ancak kıvırcık ve mor düşündüğümde bana o kadar çok şey anımsatıyor ki..çevremde olup da benim mor rengine olan sevgimi bilmeyen yoktur.Çoğu zaman abarttığımı düşünsem de benim içimi huzurla dolduran çoğu zaman da iyi şansın simgesi bana.Ve bu iki kelimeyi benim için özelleştiren bir şey daha var ki düşündükçe geçmişe gülümseyerek bakmamı sağlayan benim mükemmel inatçılığımdan dolayı ortaya çıkan küçük bir konuşma..Sanırım anlatırken onun tarzıyla anlatmalıyım :)

Bundan çook zaman önce huysuz,inatçı küçük bir kız varmış.Bu küçük kız mor rengini çok severmiş. Bir gün bu kıza onun için çok değerli olan birisi 'Kıvırcık senin mor bir dünyan var o zaman' demiş yüzünde bir gülümsemeyle,küçük kızın o kadar hoşuna gitmiş ki bu tasvir, kocaman bir gülümsemeyle yanıtlamış bu gözlemi. O günden sonra kız hayal dünyasına 'kıvırcığın mor dünyası' adını vermiş. Gerçek hayatta gidenler olsa da mor dünyadan hiç gitmemişler çünkü orada gitmek diye bir şey yokmuş..

Kıvırcığın mor dünyasının bir parçası olmaktan dolayı umarım mutluluk duyarsınız..Dünyama hoşgeldiniz!