Altı üstü Hatay'mış! Altı üstü Hatay'a gidiyorlarmış. Kadının sesi yankılandı havaalanının o bilindik uğultusunda. Yolcular yavaş yavaş içeceklerini yudumlarken kendini bilmez bir kadının ağzından döküldü bu kelimeler. O an elimdeki her şeyi bırakıp küçük not defterimi çıkardım ve kadından hıncımı almak istercesine yazmaya başladım. Çantamda not defteri ve kalem taşımak benim için artık olağan bir şey,elim kalem tutmaya başladığı günden beri. Neyse sözü uzatmadan konumuza dönelim.Cumhuriyet kurulduktan sonra Mustafa Kemal Paşa'nın uğraştığı ve sonuca bağlamak istediği bir olay vardı. Hatırlayanlarınız vardır illaki okul yıllarından! Hatay'ın yeni kurulan Türkiye Cumhuriyet'i topraklarına katılması! Gazi bunu o kadar çok istiyordu ki! Hasta yatağında bile kendi canıyla uğraşmak yerine bunu dert edinmişti kendine.
Misak-ı Milli'nin sınırları çizilirken Güney'de Hatay,Halep ve Musul'un bizde kalmasını istemiştir. Bunu 1905 yılında söylüyor,1905! Nitekim 19 Mayıs 1919'da Milli Mücadeleyi 'Ya İstiklal Ya Ölüm' diyerek başlatan Gazi Mustafa Kemal Lozan'a kadar ne Hatay'ın ne Halep'in ne de Musul'un peşini bıraktı. Mustafa Kemal Cumhuriyet'in kurulmasıyla beraber Hatay sorunu ciddi bir biçimde ele aldı. Paşa'nın 'Kırk asırlık Türk yurdu düşman eline kalamaz!' ifadesiyle yeni bir mücadele başlayacağı anlaşıldı. Artık Hatay onun yüreğinde bir kordu. Ancak yeni, genç bir dinamik olan Cumhuriyet'in ilk yıllarında biraz kendine gelmesini bekledi. Ancak Hatay'ı hiç unutmadı.
1936 Büyük Millet Meclisi açılış nutuklarında İskenderun-Antakya çevresi hakkında konuşmalar yaptı. Fransa ile aramızdaki tek ve en büyük meselenin bu olduğunu belirtti. Bu sıralarda Fransa'da Lean Blum Hükümeti,Suriye'ye istiklal vadediyordu. Bu gerçekleşirse ne olacaktı? Geleceği çok iyi gören Atatürk, Fransız büyükelçisi ile yaptığı sohbetle derdinin toprak büyütmek olmadığını antlaşmaya dayanan hakkımızı istediğini söyledi. Ve halkına bir söz verdiğini bu sözü tutması gerektiğini dile getirdi. Eğer halkına verdiği sözü tutamazsa bir dakika daha yaşayamayacağını ve onların huzuruna çıkamayacağını da ekledi.
Hatay iç ve dış politikalarda önemli bir yer teşkil ediyordu. Atatürk için ise her şeyden önden geliyordu. Şakaya gelmeyeceğini kibar bir dille iletti. Bir ara bu sorun Milletler Cemiyet'ine kadar gitti. Ancak bildiğiniz gibi Atatürk bu sıralarda çok hastaydı ve hastalığı günden güne artmaktaydı. O her şeye rağmen Hatay meselesini halletmeye kararlıydı. Azimliydi!
Atatürk'ün Hatay'ı silah zoruyla alabileceğini Fransızlar çok iyi anlamışlardı. Bunu dikkate alarak bir askeri anlaşma yapmayı istediler. Anlaşma yapıldı. Atatürk'e göre savaş hayati olmadıkça yapılmamalıydı. Bu anlaşmayla Hatay'da askeri bir seçim yapıldı.
13 Ağustos'ta seçimler yapıldı ve Meclis'i Türkler kazandı. Bağımsız Hatay Cumhuriyet'i 12 Eylül 1938'de kuruldu. Bu Cumhuriyet de 30 Haziran 1939'da Türkiye'ye katılma kararını aldı. Artık Türkiye Cumhuriyet'i topraklarının bölünmez ve vazgeçilmez bir parçası haline geldi.En başında gördüğümüz gibi Hatay Atatürk'ün siyasi ve askeri dehasının güçlü eseridir. Onun yenilmezliğinin gerçek belgesidir. Şimdi bizler onun bize seslendiği 'Ey Türk Genci!' dediği gençleriz. Altı üstü bir Hatay demeye hakkımız var mı? Toğrağımızın küçük bir kum tanesine,çakıl taşına dahi küsmeye hakkımız var mı? Yıllar önce Ata'larımızın binbir zorluklarla kazandığı,kurduğu bu ülkeyi hiçe sayma lüksümüz var mı? Yok arkadaşlar! Yıllar önce kazanılan bu ülkenin tek bir parçasını bile küçümsemeye,yok saymaya hakkımız yoktur! Vatan namustur! Bayrak namustur! Bu ülke bizim, başka ülkemiz yok!
Kaynakça:
http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-05/ataturk-ve-hatay (Bekir TÜNAY)
http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-34/ataturkun-hatay-politikasi-i-1936-1938 (Yrd. Doç. Dr. Yusuf SARINAY)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder