7 Aralık 2014 Pazar

Nefes ver Umuda!

Karanlıklar nasıl aydınlığa kavuşuyorsa 
Gece her gün tekrar güneşe kavuşuyorsa 
Kışın solan çiçek yazın tekrar açıyorsa 
Öldü sanılan bir ağaç bir sonraki bahara yemyeşil oluyorsa
Neyin imkansızlığı bu?
Bu umutsuzluk neden?
Kaldır kafanı!
Bak gökyüzüne masmavi,
Yemyeşil çimenler üzerinde
Yüzlerce papatyalar,laleler,gelincikler
Uçuşan karahindibalar..
Uğur böcekleri,kelebekler,
En çalışkanlarından arılar,

Parkta çınlayan çocuk sesleri,
Neşeyle sohbet eden anneler..
Farkına var yaşadığın anın
Biraz gülümse geleceğine,
Sen şekillendir yaşamını,
İzin verme!
Elinden yitip gitmesine.
Gelecek güzel günler adına
Nefes ver umuduna!


30 Kasım 2014 Pazar

Ustamız William Shakespeare!

Yaklaşık bir buçuk aydır uğraştığımız ödev! Kimdir William Shakespeare?
Eğer aranızda İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyan ve Shakespeare hakkında araştırma yapmak isteyen var ise bizler gibi uğraşmasın diye sizlerle ödevimi paylaşıyorum :))
Umarım bir yararı dokunur,cümleler düşük olabilir ancak hepsi ingilizce metinde düzeltildi. :)

                            Ben Johnson ‘Bir zamana ait değil tüm zamanlara ait’ demiştir Shakespeare için.
Peki  nasıl oldu da küçük bir kasabada doğan bir adam böylesine üne kavuştu?400 yılı aşkın süredir sorulan binlerce soru var.Onun hakkında bildiklerimiz ise oldukça kısıtlı.William Shakespeare Stratford-upon-Avon’da doğan bir adamdı bir zamanlar.Günümüzde ise o bir “edebiyat ustası” dır. İngilizcenin en büyük yazarı ve dünyanın en seçkin drama yazarıdır. Sadece yazar değil aynı zamanda şair ve oyuncudur. Günümüze kadar 38 oyunu ve 154 sonesi ulaştı. Bilinen eserlerinin çoğunu 1589-1613 yılları arasında yazdı. İlk oyunları her ne kadar komedi ve tarihi olsa da sonraları trajediye yöneldi.İngiltere’de “ulusal şair” ve “Avon’un Ozan’ı” olarak anılır.Peki Shakespeare’ın ünü nereden geliyor?Bu başarıya nasıl ulaştı?Shakespeare’ı Shakespeare yapan nedir?
William Shakespeare…Genç yaşta büyük bir üne kavuşan bu adamın ciddi bir eğitim hayatı yoktur.Belirli bir eğitim hayatı olmuştur ancak üniversiteye gitmemiştir.Eğitim hayatı olmamasına rağmen çağındaki şairlerden kat be kat üstündür.Shakespeare’dan etkilenmemiş tek bir kitle yoktur.Onun bir cümlesini,onun bir eserini kullanmamış,ondan etkilenmemiş tek bir  sanatçı bile yoktur.Hatta siyasetçileri bile derinden etkilemiştir.Her birine ilham ve yeni fikirler vermiştir.Sanatçılar onun eserlerinden faydalanmışlardır ve böylelikle yeni eserler ortaya çıkmıştır.Ciddi bir eğitim almamasına rağmen William Shakespeare günümüze kadar ulaşan bir üne sahiptir.Hala hakkında binlerce makale yazılmakta ve her geçen gün yeni bir efsane ortaya atılmaktadır.
Shakespeare’in yaşadığı dönemi ele alırsak o dönemde Avrupa’da Rönesans hakimdi.Bu tarihlerde klasik çağ kültürüne ilgi artmıştı.Ovidius,Homeros,Seneca,Plutarkhos gibi Yunan ve Latin yazarların eserleri İngilizceye çevirildi.Shakespeare eserlerini bu yazarların işledikleri konulardan esinlenerek yazmıştır.Ancak Shakespeare her ne kadar diğer yazarlardan etkilense de yazdıkları aslında bir harmanın sonucudur.Shakespeare tarladaki her fidandan kopardığı sebzeler ile muhteşem ve bilinmedik bir yemek çıkarmıştır karşımıza diye tanımlayabiliriz.Bu bağlamda Shakespeare’ın başarısı seçtiği konulardan da kaynaklanmaktadır.Konu bakımından evrensel konulardan yararlanmıştır Shakespeare.Basit kıskançlıklar,tutkunun getirdiği mantıksızlık,kararsızlık gibi konular tüm oyunlarında ustaca işlenmiştir.Shakespeare yaşamı ele almıştır.Günlük konuları öylesine ustaca işlemiştir ki okuduğumuz veya izlediğimiz oyununa bir veya birden çok örnek bulabiliriz.Yani Shakespeare bir anlamda yaşamı şiirselleştirmiştir.Sadece Hamlet’te üzüntü teması işlemiştir.Geri kalan tüm oyunlarında değişik temalara rastlayabiliriz.
Avrupa’da Rönesans hakim iken İngiltere’de ise sanatta Elizabeth çağı denen yıllar yaşanmaktaydı.Kraliçe Elizabeth sanata ve sanatçıya çok değer veriyordu.Bu sayede o yıllarda sanatın her alanında bir gelişme olmuştur.Verilen eserlerin kalitesi yükselmiştir ve sanatçı sayısında ciddi bir artış yaşanmıştır.İngiliz tiyatrosunda ise o dönemde bir isim vardır ki tiyatroya çağ atlatmıştır;William Shakespeare.Ülkesindeki kültür birikimiyle kalmamış,antik kültürden,eski halk bilimlerinden,Fransız ve İtalyan edebiyatından,İngiltere’nin tarihi geçmişinden ve hümanist düşüncelerden de yararlanmıştır.Eserlerinden de anladığımız gibi Shakespeare çok yönlü bir yazardır.Oyunlarında önemli ve doğaüstü tarihsel olayları ve kişileri konu almıştır.Bu yönüyle tarihe de ışık tutmuştur.Shakespeare oyunlarında komedi ve trajediyi bir arada kullanmıştır ve bu yüzden oldukça eleştirilmiştir.Ancak Shakespeare eleştirilmesine rağmen bu iki türü de ustalıkla kullanmıştır.Her ne kadar eleştirenler olsa da Shakespeare oyunları büyüleyici ve zengin dilinden dolayı “şiirsel dramalar” diye de nitelendirilmiştir.Onun eşsiz güzellikte bir şiirsel anlatımla yazdığı eserleri okutmak ve okumak bile başlı başına bir kültürel eğitimdir.William Shakespeare hala günümüzde okullarda ders olarak okutulmaktadır.
Shakespeare’ın  sonelerinin bir bölümü soylu bir genci över, bir bölümü de bir kadına duyduğu sevgiyi dile getirir.  Son derece duyarlı ve zengin bir dille kaleme alınmış şiirlerdir. Sonelerinin ana teması aşktır. Ancak Şair Shakespeare dediğimiz zaman aklımıza tüm oyunları gelir. Bunun nedeni de oyunlarının hem biçim hem de öz açısından şiir oluşudur. Shakespeare’ın yazdığı oyunların en büyük özelliği dilidir. Oyunlarında kullandığı bu şiirsellik Shakespeare’ı diğer şairlerden ayıran en önemli özelliktir. Her ne kadar ağır, süslü bir dil kullansa da Shakespeare sadece halkın üst sınıfına değil halkın tüm kesimine hitap eder. Eğitim bilgisi en alt seviyedeki insandan en üst seviyedeki insan Shakespeare oyunlarında kendilerinden bir şey bulur. Shakespeare güldürürken düşündüren bir yazardır. Onun dehası olaylardaki dramatik noktaları ortaya çıkarmasından ve söz sanatlarındaki ustalığından da anlaşılıyor. Örneğin; yapılan bir araştırmaya göre Shakespeare İngilizceye birçok yeni kelime kazandırmıştır. İlk toplu basım olan ‘First Folio’  800.000 kelime içermektedir. Bu kelimelerin 1700 tanesini Shakespeare ortaya çıkarmıştır. William Shakespeare oyunlarında değişik benzetmeler kullanmıştır. Ona göre insan bir çiğ tanesi veya bir toz parçası, dünya tohuma kaçmış bir bahçe ve sevgi ise ilkbaharda erken açan bir menekşe, ömrü kısa çiçek, esip geçen bir kokudur. Buradan da anlayacağımız gibi o kelimelerin ustasıdır. En basit bir konu bile onun kaleminde büyüleyici bir hal alır. Shakespeare, tarih boyunca en çok okunmuş yazar olma özelliğini hiç kaybetmedi. Bu yüzdendir ki Shakespeare eserleri 100’ü aşkın dile çevrilmiştir. Oyunları günümüzde birçok sinema filmine uyarlanmıştır.
Çoğu kişi Shakespeare’ın ününün yazdığı karakterlerden geldiğini savunur. Kim bilir belki de öyledir. Oyunlarında kullandığı karakterler toplumun her kesimindeki insanlarıdır. Kral, soytarı, tüccar, köylüler vs. Karakterleri genelde iyi ya da kötü olarak ortaya çıkar. Yani kötüler tam kötü, iyiler ise tam iyidir. Bazı insanlara göre Shakespeare’ın zekasını en çok Hamlet, Othello, King Lear ve Machbeth gibi karakterlerde belirgindir. Akılsızca davranışlarının sonuçlarına katlanmak zorunda olan, güçlü ve karmaşık karakterler trajedilerin en belirgin özellikleridir. Bu karakterler Shakespeare’ın yarattığı en güzel karakterlerdendir. Shakespeare’ın yarattığı karakterler onun kendi benliğinden uzak, yaşam felsefesi, düşünceleri ve duygularıyla hiçbir ilişkisi olmayan kendilerine özgü benlikleri, düşünceleri ve duyguları olan karakterlerdir. Ve onlar konuşurken Shakespeare susar. Karakterler Shakespeare’ın sözcüsü değildir. Shakespeare karakterlerini tamamen günlük yaşamdan almıştır. Yani günümüzde de bir Hamlet, bir Machbeth veya bir Desdemona ile karşılaşabiliriz.
Shakespeare’in oyuncular topluluğu tarafından 1599 yılında Globe tiyatrosu inşa edilmiştir. Shakespeare’ın oyunları genellikle Globe tiyatrosunda oynanmıştır. Bu sayede tiyatro büyük bir üne kavuşmuştur. Globe tiyatrosunun dış cephesinde Latince “TO TUS MUNDUS AGIT HISTERIONEM” yazar. Yani “Tüm dünya bir sahnedir”. Bu deyiş Shakespeare’ın As You Like It adlı oyunundan alınmıştır. Buradan da anlayacağımız gibi Shakespeare için sahne demek sadece kapalı bir alandan ibaret değildi.
Shakespeare’ın kendine özgü özelliklerinden biri de karakterlerinin kendi kendine konuşmasıdır. Bu sayede oyunun temposu değişir. Kendi kendine konuşma sanatında oyun karakterlerin yorumu üzerine kurulmuştur. Örneğin; Hamlet’in “To be or not to be!” sözü uluslar arası ses getirmiştir.

Maddenin nasıl katı, sıvı, gaz, plazma gibi halleri varsa insanın ruhsal dünyasının da sevgi, aşk, nefret, kin, hüzün, cesaret, korku, kıskançlık, intikam, merhamet gibi çeşitli halleri vardır. Shakespeare’ın hala okunur olmasının da ise insanların bu durumlarıyla ilgisi vardır. Shakespeare aradan geçen 400 yılı aşkın süreye rağmen güncel bir gerçek gibi okunmaktadır. Bunun sırrı da tarih boyunca şekillenen insan hallerini evrensel bir biçimde yansıtmasından gelir. Shakespeare’ın eserlerinde hem çağının insanlık durumlarını hem de sonraki yüzyılın insanlarıyla her seferinde bir bağlantı kurabilen evrensel insan soyutlamalarının izleri bulunur. Romeo ve Juliet’te; aşk, Othello’da; kıskançlık, Sezar’da; iktidar çatışması, Machbet’te; insanın hırsı için göze aldıkları ve bunun sonucunda oluşan pişmanlık, Kral Lear’da; vefasızlık, doyumsuzluk, Hamlet’te; iktidar kavgası, intikam arzusu, Hırçın Kız’da; kadın-erkek ilişkilerini, Yanlışlıklar Komedyası’nda; insanın komikliklerini bulabiliriz. Shakespeare zekasını yazdığı oyunlarla kanıtlamıştır. İnsanın her türlü ruh halini söze dökebildiği içinde,400 yıldır bu büyüsü sürüyor. Peter Brook adında bir tiyatro yönetmeni onun her satırının bir atom değerinde olduğunu ve içini açtığımızda açığa çıkacak olan enerjinin sonsuz olduğunu söyler. Kısaca özetlemek gerekirse Shakespeare için “YAŞAMIN AYNASIDIR” demiştir Dr.Johnson.


26 Kasım 2014 Çarşamba

İyi ki doğmuşum!

Bazı anlar hiç bitmesin istersiniz,sonsuza kadar öyle kalsa asla bıkmazsınız.Bugün bu anları o kadar çok yaşadım ki. Hiç bitmesin dedim ama şimdi düşününce bu kadar ilgi kimin hoşuna gitmez? Gecenin ilk dakikalarından hatta öncesinden başlarsak ilk mesaj bir o kadar anlamlı ve güzeldi ki :) Yeni yaşıma giriş yaptığım anda telefonuma bir sürü kutlama mesajları geldi,gündüz uyandığımda ise aile bireylerimden öğretmenlerime,birçok arkadaşımın sesi vardı telefonun bir diğer ucunda,dillerinde ve kalplerinden geçenler hep aynıydı; İyi ki doğdun :)

Daha sonra kız kardeşim dediğim,hayatımın bundan sonraki kısmına dahil olan geç tanıdığım ama hiç kaybetmeyeceğim dostlarım güzel bir sürpriz yaptılar. Düşünün güvenlik Ali Abiye kadar herkesi ayarlamışlar :) Meğerse günler öncesinden her şeyin planı yapılmış sadece günün gelmesi bekleniyormuş.Ve elbetteki burada küçük bir ayrıntıdan bahsetmeden geçemeyeceğim;her yer mosmordu! Balonlardan pastama,hediyeme kadar her yer! Pastanın üstündeki yazı ise benii kocaman gülümseten bir yazıydı! 'Mor dünyanın kıvırcığı iyi ki doğdun' Gel de sevme işte böylesi mükemmel dostları.Üniversiteye gelirken o kadar çok tedirgindim ki ilk defa aileden uzak bir şehir ve hiç tanımadığın bir ortam..Tedirginliğim inanılmaz kısa sürdü.İşte böyle sevilesi,içi dışı bir insanlarla tanıştım :)

Bu kadarla bitmedi elbette :) Hayatım dediğim hayatıma anlam katan birisi var ki işte iyi ki doğmuşum dedim! İyi ki doğmuşum da onunla tanışmışım. Gülümsemelerimin baş kahramanı,yol arkadaşım,canımın en içii..hiç bir sevgi sözcüğü yeterli değil,ne söylesem az ama iyi ki var hayatımda!
 Bugün beni o kadar çok mutlu ettiniz ki her birinize sonsuz teşekkür ederim. Sizleri tanımaktan dolayı o kadar çok mutluyum ki. 
Mor dünyamın güzel insanları,iyi ki varsınız ve iyi ki hayatımdasınız! Bir kere daha iyi ki doğmuşum dedirttiğiniz için çok teşekkür ederim! Her gününüz çikolatalı pasta tadında geçsin! :))


11 Kasım 2014 Salı

Biz Büyüdük ve Kirlendi Dünya!



Başlıktan da anlayacağınız üzere isyan dolu bir yazı olacak biraz :) Çok çok küçükken büyüklerimizden duyardık ya 'Dünya biz çocukken daha yaşanır bir yerdi azizim' diye. Hı işte artık bizler aynı şeyi diyoruz. Ben 90 ları yaşayabilen son çocuklarından biriyim. Evimiz müstakil,bahçesi olan bir evdi (hala öyle).Evimizin hemen yanında küçük bir mahallemiz var yaklaşık 14 haneli bir mahalle..Bu mahallenin Fatma teyzesi,Ayşe teyzesi,Hülya ablası,Turgut amcası,Burak abisi,Gözde ablası ve birbirinden hareketli belirli yaş grubunda çocukları vardı. Her ne kadar evimiz tek başına dursa da hep yarenlik ederlerdi birbirlerine. Akşamları hele ki yaz akşamları bizim evin bitimiyle mahallenin başlangıcında duvar tepelerinde oturulur teyzeler ellerinde tığ işleri,örgüleri kimisinde de çekirdeğinden tutun da içeceğine kadar bir sürü şey olurdu. Biz çocukları söylemeye gerek var mı? Sanki peşimizde bizi kovalayan azılı bir köpek varmış gibi bir o yana bir bu yana delice koşardık. Sokakta sesimiz çınlardı gece yarılarına kadar. En küçüklerimiz bile yanımızda paytak paytak bize ayak uydurmaya çalışırdı. Saklambaç,yerden yüksek,ebeleme,yakar top..en favori oyunlarımızdandı..Hele mahallenin kadınları bir ağızdan şarkı söylemeye başladılar mı eğlencelerine doyum olmazdı. Annemler işten geç geldiği için genelde babaannem göz kulak olurdu bana. Nefes nefese biraz da üstüm toz içinde eve dönerdim akşamları..ama ne olursa olsun mutluyduk.Sokaklardaki çocuk sesleri,kahkahalar hiç eksilmezdi..Şimdi her eve gidişimde 3-4 çocuk sesi duyuyorum sadece,yeni taşınan komşular birbirlerini çok iyi tanımıyorlar bile. Hangi çocuk kimin kızı,oğlu bilinmiyor pek fazla.Her şey çocukken daha güzel değil miydi diye sormadan edemiyor insan kendine. Ben bunları düşünüyorum peki ya benim ninelerimin,dedelerimin çocukluğu..belki bir sürü imkansızlıklar vardı ama mutluydular,sağlıklıydılar..beyinleri yorgun,sinirleri gergin değildi..şimdinin büyüklerine bakın her biri patlamaya hazır bomba misali..güleni geçtim tebessüm edeni bile zor bulunur oldu resmen..Biz büyüdük ve kirlendi dünya!

24 Ekim 2014 Cuma

Eski ama eskimeyen dostlar..

Eski bir dosta rastlamak,sohbet etmek bir anda geçmişe o mutlu gülümseyen günlere geri dönmek demek.
Sizin için özel,sevilesi böyle alıp içine koyup orada sadece bana ait olsun dediğimiz insanlar var ya işte onlar hep bizimle olsun hep hep hep.

Geçtiğimiz haftalarda yıllarıma ortak olan,dertlerimi azaltan,sevinçlerimi çoğaltan arkadaşlarımla görüştüm. Bir anda ilk tanıştığımız o ana gittim o minicik en masum yaşlarımıza. Saçlarımızın iki yandan toplandığı uçlarına beyaz,kırmızı,pembe fiyonklar taktığımız..Kolalı beyaz yaka masmavi önlüklerimizi giyip adeta yürüyen maviliklere döndüğümüz okul bahçesinin gökyüzü gibi göründüğü o yıllara. Kendimizden büyük çantalarımız,boyunlarımızdaki suluklarımız bir kolumuzda takılı olan beslenme çantamız..Beslenme çantasının içi bir kişilik değil tüm yakın arkadaşlar için birbirinden lezzetli yiyeceklerle dolu olurdu. En uzun tenefüse gelindiğinde ise okulun merdivenlerinin yanındaki açıklığa oturulur herkes çantasındakileri birbir çıkarır afiyetle yenirdi. 
En son çantalar toplanır bu seferde yedikleri eritmek istercesine okulun bahçesinde bir o yana bir bu yana koşuştururduk. Aklımızda sadece eğlenmek,gülmek birbirimizle bir şeyler yapma düşüncesi vardı ah bir de bir sürü abur cubur yemek. 

Neyse o buluşmadan sonra şöyle ilkokul yıllarımızdaki fotoğraflarımıza baktım da o zamanın minicik çocukları şimdi birer kocaman birey oldu. Gülümseyen yüzler,biraz şaşkın bakan gözler..Bunun üzerine ertesi gün ilkokul öğretmenimin beni araması üzerine benim eskiye özlemim daha da arttı desem yeridir. Belki de en mutlu zamanlarımızdı o zamanlar,kıymetini bildik ama elimizde tutamadık. 
Normal şartlarda bu yazı sadece görünürde küçük ama aslında büyük olan buluşmayı anlatacakken birden eski ama eskimeyen dostlara özlemle dolu bir yazı oldu. 

Eskimeyen,renkli,en canlı dostluklarınızın hep yanıbaşınızda kalması, başınızı her çevirdiğinizde size ışıldayan gözler ve kocaman bir gülümsemeyle bakan gözleri görmeniz dileklerimle,iyi günler :)

5 Ekim 2014 Pazar

BAVULLARI HİÇ SEVMİYORUM EFENDİM!




''Bavulları hiç sevmiyorum efendim. Çok hüzünlü şeyler. Hep geri dönüp gitmeyi hatırlatırlar.''

Diyor Peruzat Hanım Dedemin İnsanları filminde..Çağan Irmak Kasım 2011 yapımı bir sinema filmi..Eğer hala aranızda izlemeyen kalmışsa şiddetle tavsiye ederim. Ege’nin minik bir kasabasında yaşayan göçmen ailenin sımsıcak,kalbimize işleyen herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir film.

Eskiden bavullar sadece tatil için çıkardı bizim evde ortaya. Genelde yaz başında bir kere hazırlanır,yaz sonunda da boşaltılırdı..Yine de en derinimde ufak bir hüzün-sevinç karışımı bir duygu oluşurdu.Gidene kadardı hüzünler de zaten.Hem kavuşmak için çıkılan yolculuklar güzeldir,heyecan ve sevinç hakimdir tüm benliğe..Benimki de öyle bir şeydi.Sonra bavullar benim için sevdiklerimin geldiğini de müjdelerdi..Teyzemler İstanbul’dan,amcamlar İngiltere’den gelirdi her yaz ellerinde koca koca bavullarla..Gelişlerini nasıl hevesle beklersem gidişlerini de bir o kadar görmek istemezdim..çoğu zaman ben uykudayken gitmiş olurlardı zaten..Üstünden seneler geçti ve ben hala aynı şeyleri hissediyorum.Hoş teyzemler artık burada ancak bu sefer de ben bir heves bavul hazırlayıp uzak diyarlara gidiyorum.

Her bavul hazırlayışımda biraz buruk biraz heyecanlı olurum. Gideceğim yerde beni bekleyen güzel anları,dostları,güzel ve yeni şeyleri görmeyi düşündükçe mutlu, arkamda hep yanımda olan/olacak olan dört kişilik çekirdek ailemin birey sayısının ben gidince üçe düşeceğini,doğup-büyüdüğüm,yıllarımın geçtiği her sokağını ezbere bildiğim şehri,eski ama eskimeyen dostlarımı geride bıraktığımı düşündükçe yüreğim burkulur..

Keşke hiç gitmeler olmasa değil mi? Her güne bir bavul hazırlar gibi heyecanla başlasak ama hiç gitmesek. Keşke sevdiklerimiz hep yanıbaşımızda olsa..bir kol mesafesinde, bir nefes uzağımızda olsalar da en ihtiyacımız olduğunda kalplerine,gözlerine,sevgilerine sığınabilsek..Otobüsler,uçaklar ve bavullar girmeseydi hayatımıza daha mutlu olur muyduk acaba?

Aslında bavullar konusunda kendimle çelişiyorum.Onların da suçu yok..Geri gelmek varsa bavullar güzel ancak geri dönüş yoksa ne bavullar güzel ne de hiç gelmemişcesine bir daha hiç dönmeyecek olanlar..

Kıvırcığın mor dünyası!

Aslında hepimizin kendi içinde yaşadığı bir başka dünya yok mudur? Herkes içinden öyle ya da böyle en az bir kere yaşadığı dünyayı kendi isteklerine göre değiştirmiştir.İşte benim mor dünyam da böyle bir şey. Neden mor olduğunu yazının en sonunda açıklayacağım :)

Evet! Bir mor dünya var ancak bu dünyada geri gelmemek üzere gidenler,en sevilenler,istenen her şey mevcut.. Para yerine sevginin hakim olduğu,insanların gökyüzünün mavisine,güneşin parlaklığına,kuşun ötüşüne aşık olduğu,otlaklarında mor ineklerin otladığı bir dünya burası..Özgürce çimenlerine basılabildiği,gecenin bir yarısı sahilde hiç bir korku yaşamadan dalga seslerinin dinlenebildiği,geceleri milyonlarca yıldızla süslenmiş gökyüzünün olduğu,çocukların istedikleri kadar çikolataya sahip olduğu ama hastalığın olmadığı,herkesin gülümsediği bir dünya burası..yani aslında tam da olmasını istediğim yer..kısaca herkesin hayatını bir amaç uğruna yaşayıp da mutsuz olmadığı aksine yaşamanın zevkine vardığı bir dünya benimki..

Aslında belki de çok özel bir anlamı yok çoğu insan için ancak kıvırcık ve mor düşündüğümde bana o kadar çok şey anımsatıyor ki..çevremde olup da benim mor rengine olan sevgimi bilmeyen yoktur.Çoğu zaman abarttığımı düşünsem de benim içimi huzurla dolduran çoğu zaman da iyi şansın simgesi bana.Ve bu iki kelimeyi benim için özelleştiren bir şey daha var ki düşündükçe geçmişe gülümseyerek bakmamı sağlayan benim mükemmel inatçılığımdan dolayı ortaya çıkan küçük bir konuşma..Sanırım anlatırken onun tarzıyla anlatmalıyım :)

Bundan çook zaman önce huysuz,inatçı küçük bir kız varmış.Bu küçük kız mor rengini çok severmiş. Bir gün bu kıza onun için çok değerli olan birisi 'Kıvırcık senin mor bir dünyan var o zaman' demiş yüzünde bir gülümsemeyle,küçük kızın o kadar hoşuna gitmiş ki bu tasvir, kocaman bir gülümsemeyle yanıtlamış bu gözlemi. O günden sonra kız hayal dünyasına 'kıvırcığın mor dünyası' adını vermiş. Gerçek hayatta gidenler olsa da mor dünyadan hiç gitmemişler çünkü orada gitmek diye bir şey yokmuş..

Kıvırcığın mor dünyasının bir parçası olmaktan dolayı umarım mutluluk duyarsınız..Dünyama hoşgeldiniz!